NBA Batı Konferansı ekiplerinden Utah Jazz 17 Kasım Pazartesi günü saat 04:00’da Doğu ekibi Chicago Bulls ile karşılaşacak.
Delta Center’da oynanacak olan karşılaşma öncesinde gelin takımların son durumlarına birlikte göz atalım, keyifli okumalar.
🏠 Utah Jazz: Parlak Başlangıçtan Sert Gerçekliğe Dönüş
Utah Jazz, sezona iki galibiyetle giriş yapıp üç maçın ikisini kazanarak umut veren bir başlangıç yapmıştı. Üçüncü maçtaki yakın yenilgi de takımın rekabetçi bir rol üstlenebileceği izlenimini oluşturmuştu. Ancak bu kısa süreli iyimserlik, NBA’in acı gerçekliğiyle çok hızlı şekilde yer değiştirdi. İlk üç maçın ardından Jazz, sonraki dokuz müsabakanın yalnızca ikisini kazanabildi ve bu dönemde savunma zaafları, hücumdaki verimsizlik ve rotasyon içi uyumsuzluklar kendini fazlasıyla gösterdi. Son olarak iç sahada Atlanta Hawks’a karşı aldıkları yenilgi, bu takımın mevcut seviyesini net şekilde ortaya koydu.
Utah’ın şu anki derecesi 4 galibiyet – 8 mağlubiyet olsa da Batı Konferansı’ndaki genel tablo nedeniyle hâlâ play-in çizgisinde görünüyorlar. Fakat gerçekçi bakıldığında, bu pozisyonun uzun süre korunma ihtimali oldukça düşük. Organizasyonun mevcut yapısı, şehir dinamikleri ve kadro mühendisliği, Jazz’ın kısa vadede yukarıya tırmanmasını zorlaştırıyor. NBA genelinde birçok oyuncunun Utah’a gitmek istememesi, takımı draft üzerinden yapılanmaya mecbur bırakıyor. Lauri Markkanen’in takasla gelmiş olması bunun göstergelerinden biri. Üstelik şu sıralar Markkanen’in yeniden takas piyasasına düşebileceği konuşuluyor.
Markkanen’ın sezon başındaki etkileyici performansı — 12 maç sonunda neredeyse 30 sayı ortalaması, 50-40-90 çizgisine yakın verimlilik — Utah adına en büyük pozitif unsur. Keyonte George da önemli gelişim göstererek guard rotasyonunda umut verici bir parçaya dönüşüyor. Ancak takımın bu sezondaki temel sorunlarından biri, 5. sıra seçimi Ace Bailey’den beklenen etkiyi alamamaları. Bailey’in ritim bulamaması, sistem içinde kaybolması ve mental olarak da takımda mutlu görünmemesi, Utah’ın genç oyuncu gelişiminde beklenen ivmeyi yakalayamadığını gösteriyor.
Jazz, ligin en fazla üçlük deneyen takımlarından biri olmasına rağmen yüzdelerinde büyük sorun yaşıyor. Bu da hücum verimliliğinin lig genelinde alt dörtte birlik dilime düşmesine yol açıyor. Savunmada da benzer şekilde alt seviyedeler. Tek güçlü yönleri ise çift yönlü ribaund hakimiyeti. Hem hücum hem savunma ribaundlarında ligin en iyileri arasında yer almaları, maçları koparmasa da rekabetçi kalmalarını sağlayan unsurlardan biri.
🛫 Chicago Bulls: Rüya Gibi Başlangıçtan Tekrar Tanıdık Çöküşe
Chicago Bulls ise sezonun ilk on gününde NBA’in en pozitif sürprizlerinden biri olmuştu. Yedi maç sonunda altı galibiyet almaları, takımın önceki iki sezonda yaşadığı büyük hayal kırıklıklarından sonra taraftarlarına yeniden umut aşıladı. Fakat bu yükseliş fazla uzun sürmedi. Şu anda dört maçlık bir mağlubiyet serisi içerisindeler ve dereceleri 6–5’e gerilemiş durumda. Bu tablo, Chicago’nun son yıllarda sürekli sekizinci ile on birinci sıra arasında gidip gelen takım kimliğini devam ettirdiğini gösteriyor.
Bu karşılaşma öncesindeki en dikkat çekici detaylardan biri Bulls’un hücumunun aslında hiç de kötü durumda olmaması. Son dört maçta da 110 sayı barajını aşmış olmalarına rağmen, savunmaları adeta eriyor. Her maçta en az 121 sayı yemeleri, özellikle dış savunma, penetre karşılaması ve boyalı alan savunmasındaki temel zaaflarını gözler önüne seriyor. Bu sekans, Chicago’nun bir türlü çözemediği yapısal savunma sorunlarının yeniden su yüzüne çıktığını kanıtlıyor.
Josh Giddey’nin son iki maçta forma giyememesi, takımın oyun organizasyonunda büyük bir boşluk oluşturdu. Sezonun ilk dokuz maçında neredeyse triple-double ortalamalarına yaklaşan Giddey, Bulls’un tempo kontrolü, erken hücum setleri ve pas bağlantılarında merkezi bir rol oynuyordu. Onun yokluğunda hem top dolaşımı aksadı hem de takımın yaratıcılık kapasitesi düştü.
Bulls’un üçlük yüzdesinin çok iyi olmasına rağmen hücumda hala elit seviyeye çıkamamasının nedeni ise kadro yapısının NBA standartlarında üst düzey yetenek derinliğinden yoksun olması. Takımın ana skor seçenekleri bireysel olarak iyi oynasa bile oyunu komple sürükleyecek bir superstar yok. Savunmada ise çöküş son dört maçta o kadar belirgin hale geldi ki, bu maç öncesi en çok merak edilen konu Bulls’un birkaç günlük arada bu açıkları ne kadar kapatabilmiş olacağı.
🔍 Genel Değerlendirme: İki Farklı Sorun Seti, Aynı Hedef Arayışı
Utah Jazz ve Chicago Bulls’un bu maç öncesi durumlarına baktığımızda, aslında iki takımın da farklı sebeplerle istikrarsız bir dönemden geçtiğini görüyoruz. Utah cephesinde temel sıkıntı, organizasyonel yapıdan oyun planına kadar geniş bir çerçevede yer alıyor: düşük şut yüzdeleri, savunma zaafları, genç oyunculardan alınamayan verim ve sürekli bir yeniden yapılanma döngüsü. Bulls’ta ise daha çok savunma tarafında derin bir problem görülüyor; hücumda ritim yakalamış olmalarına rağmen savunmadaki dağınıklığı gidermekte zorlanıyorlar.
Utah’ın maç içinde ayakta kalabilmesini sağlayacak en önemli faktör ribaund üstünlüğü ile Markkanen’in verimliliği olacak. Chicago tarafında ise Giddey’nin durumu belirleyici; onun tempo kontrolü ve pas kalitesi olmadan Bulls’un hem savunmada hem hücumda dengesizleştiği açık.
Sonuç olarak, iki takım da farklı alanlarda zorlanıyor olsa da bu maç, hem Jazz’ın genç çekirdeğinin tepkisini hem de Bulls’un savunma disiplinini yeniden kazanıp kazanamayacağını görmek açısından önemli bir test niteliği taşıyor.
